22 Haz 2026
İTÜ, “THE World 100 Reputation Academy 2026” Programında Yer Aldı
İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ), yükseköğretimde kurumsal itibar, stratejik iletişim ve paydaş yönetimi alanlarında uluslararası ölçekte faaliyet gösteren THE World 100 Reputation Network tarafından düzenlenen THE World 100 Reputation Academy 2026 programında Türkiye’den katılan tek üniversite olarak yer aldı.
Haber: İTÜ Medya ve İletişim Ofisi
King’s College London ev sahipliğinde 27-29 Mayıs 2026’da gerçekleştirilen programda İstanbul Teknik Üniversitesini, Fen-Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü Araştırma Görevlisi ve Toplumla Bilim ve Mühendislik İletişimi Ofisi Koordinatörü Dr. Burak Korkmaz temsil etti.
THE World 100 Reputation Academy 2026, İstanbul Teknik Üniversitesinin uluslararası yükseköğretim ağlarıyla temasını güçlendiren, farklı üniversitelerin deneyimlerini yakından görmesine imkân sağlayan ve kurumsal iletişim ile itibar yönetimi alanındaki güncel yaklaşımları değerlendirmesine katkı sunan önemli bir platform oldu. Program, yükseköğretimin ortak sorunları üzerine yürütülen tartışmaların yanı sıra, farklı kültürlerden ve kurumlardan gelen profesyoneller arasında bilgi paylaşımını ve karşılıklı öğrenmeyi destekleyen verimli bir çalışma ortamı sağladı.
İstanbul Teknik Üniversitesi açısından programın en önemli çıktılarından biri, kurumsal itibarın bütünleşik bir yaklaşımla ele alınması gerektiğine ilişkin değerlendirme oldu. İTÜ’nün 253 yıllık köklü geçmişi güçlü bir kurumsal değer olarak öne çıkarken, bu mirasın çağdaş araştırma kapasitesi, teknoloji üretim gücü, inovasyon vizyonu, öğrenci deneyimi, mezun etkisi ve toplumsal katkı alanlarıyla birlikte anlatılmasının önemi değerlendirildi. Bu çerçevede araştırma iletişiminin güçlendirilmesi, mezun başarılarının daha görünür hâle getirilmesi, iç iletişimin stratejik biçimde ele alınması, profesyonel ağların daha etkin kullanılması ve itibarın ölçülebilir göstergelerle izlenmesi öne çıkan değerlendirme alanları arasında yer aldı.
Üç gün boyunca devam eden programda dünyanın farklı bölgelerinden gelen üniversite profesyonelleri Londra’da bir araya geldi. Avrupa, Kuzey Amerika, Güney Amerika, Asya, Afrika ve Okyanusya’dan katılımcıların yer aldığı akademide; üniversite iletişimi, dış ilişkiler, marka yönetimi ve stratejik iletişim alanlarında çalışan temsilciler kendi kurumlarının deneyimlerini paylaştı. Program, yalnızca oturumların takip edildiği bir eğitim süreci olmanın ötesine geçerek yükseköğretimin ortak meselelerinin farklı ülke ve kurum deneyimleri üzerinden birlikte değerlendirildiği bir çalışma ortamı sundu.
Akademinin odağında, üniversitelerin değişen dünyada güven, görünürlük ve etkiyi nasıl yöneteceği sorusu yer aldı. Program boyunca yükseköğretimde kurumsal güvenin dönüşümü, araştırma iletişimi, paydaş ilişkileri, marka ve itibar arasındaki ilişki, iç iletişim, kriz dönemlerinde iletişim, yönetişim süreçleri ve yapay zekânın üniversite iletişimine etkileri tartışıldı.
Programda öne çıkan temel yaklaşımlardan biri, üniversitelere duyulan güvenin artık kendiliğinden kabul edilen bir durum olmadığıydı. Kurumsal tarih, akademik birikim ve güçlü araştırma kapasitesi önemini korurken, üniversitelerin bu değerleri sürekli, açık ve anlaşılır bir iletişimle desteklemesi gerektiği konuşuldu. Bu nedenle itibar yönetimi yalnızca dış tanıtım ya da medya görünürlüğüyle sınırlı bir alan olarak değil; öğrenci deneyiminden mezun ilişkilerine, araştırma etkisinden iç iletişime uzanan çok boyutlu bir süreç olarak ele alındı.
Yapay zekâ başlığı da programın dikkat çeken konularından biri oldu. Yapay zekâ, yalnızca teknik bir kolaylık değil, kurumsal güveni ve itibarı etkileyebilecek stratejik bir alan olarak tartışıldı.
Programın önemli bir başka başlığı ise iç iletişimdi. Üniversitelerin dışarıya anlattıkları hikâyenin, kurum içinde yaşanan deneyimlerden bağımsız olmadığı belirtildi ve deneyimler paylaşıldı. İç iletişim, yalnızca duyuru ve bilgilendirme süreçleriyle sınırlı görülmedi; güçlü ve sürdürülebilir bir itibarın temel unsurlarından biri olarak ele alındı.
Üç günlük akademi süresince yapılan oturumlar ve grup çalışmaları, farklı ülkelerdeki üniversitelerin benzer sorunlarla karşı karşıya olduğunu da gösterdi. Bununla birlikte her kurumun bu sorunlara kendi tarihsel, kültürel ve yönetsel bağlamı içinde farklı çözümler geliştirdiği görüldü. Bu çeşitlilik, programın en verimli yönlerinden birini oluşturdu.