27 Kas 2023

İTÜ, Hacımusalar Höyük Kazısıyla Tarihin Gizemlerini Açığa Çıkarıyor

İTÜ’nün 2022’den bugüne sürdürdüğü Antalya Hacımusalar Höyüğü Kazısının başkanlığını yürüten öğretim üyemiz Doç. Dr. Bülent Arıkan, sorularımızı yanıtlarken bölgenin tarihsel önemine dair ilginç bilgiler verdi.

Haber: İTÜ Medya ve İletişim Ofisi

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) toplumsal katkıyı ön plana çıkan araştırmalarıyla geleceği dönüştürürken geçmişi aydınlatacak çalışmalara da imza atıyor. İTÜ Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü Müdür Yardımcısı ve Evrim ve Ekoloji Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Bülent Arıkan, kazı başkanı olarak Hacımusalar Höyük’te devam eden bilimsel çalışmalarına dair İTÜ İletişim Direktörlüğü Haber Editörü Cüneyt Altındaş’ın sorularını yanıtladı. 

– Son dönemde özellikle Göbeklitepe ile beraber arkeolojiye olan ilgi de arttı. Her yeni bulgunun yanında tarihsel olarak yeni bilgiler edinmek bir bakıma tarihin seyrinin değişmesine de yol açabiliyor. Sizin kazı çalışmasının başkanlığını yürüttüğünüz Hacımusalar Höyük’ün tarihsel ve arkeolojik önemi hakkında kısaca bilgi verir misiniz? Hacımusalar Höyük dünya çapında ne kadar tanınıyor?

Hacımusalar Höyük, Antalya Körfezi ile İç Ege’yi ve İç Anadolu’yu birbirine bağlayan yayla rotası üzerindeki Elmalı Ovası’nın en büyük arkeolojik yerleşmesidir. Elmalı Ovası ülkemizdeki ikinci en büyük karstik düzlüktür (polyedir). Bu rota tarih öncesi ve tarihsel dönemlere ek olarak bugün de savunma ve ticaret rotası olarak önemini sürdürmektedir. Hatta İkinci Dünya Savaşı’nda ülkemizin Antalya’nın işgal edilmesini önlemek üzere hazır bulundurduğu alay da Elmalı’da konuşlandırılmıştır.

Maalesef ilk dönem yapılan araştırmalar (1994-2019) çok az sayıda yayından takip edilebilmektedir. Çalışmalarımızın amaçlarından en önemlisi bilimsel yayınlarla bölgeyi daha da bilinir hale getirmektir.

Esasen yukarıda coğrafi önemini açıkladığım Hacımusalar Höyük’te elde edilen ilk bulgular Kalkolitik Dönem’den (y. MÖ 4500) Bizans Dönemi sonuna (MS 1453) kadar, yaklaşık 6000 yıllık kesintisiz yerleşim olduğu tespit edilmiştir. Anadolu Yarımadası’nda bu kadar uzun süreli ve kesintisiz yerleşim gösteren arkeolojik alan çok azdır. Bahsi geçen 6000 yıllık süreçte çok önemli çevresel etkiler (örn. kuraklık evreleri) ve siyasi kırılımlar (Pers işgalleri, bölgesel krallıkların veya imparatorlukların ortaya çıkışı) olduğu düşünüldüğünde Hacımusalar Höyük’teki kesintisiz yerleşim tarihi daha da önem kazanmaktadır. Elmalı Ovası’nda kapsamlı şekilde arkeolojik araştırması yapılan ikinci höyüktür. Araştırılan ilk yerleşim Karataş-Semayük olup 1960-70’li yıllarda Amerikalı arkeolog Machteld J. Mellink tarafından çalışılmıştır.

– Hacımusalar Höyük’te İTÜ tarafından sürdürülen çalışmalar ne zaman başladı? Devam eden kazılarda ne tür tarihsel gizemlerin açığa çıkacağını öngörüyorsunuz?

Hacımusalar Höyük kazıları 1994 yılında Bilkent Üniversitesi ile T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı adına başlatılmış, 2019 yılına dek sürdürülmüştür. Üniversitemiz ve Kültür ve Turizm Bakanlığı adına başkanlığımda açılan ikinci dönem arkeolojik kazı ve araştırmalar 2022 yazında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi kapsamında başlamıştır. Hacımusalar Höyük’te yürüttüğümüz çalışmaların üç amacı vardır. İlk olarak, höyüğün tam kronolojisini ortaya çıkarırken özellikle MÖ 4500-1000 arasındaki kültürel, ekonomik, teknolojik ve siyasi değişimleri detaylı olarak ortaya koymayı hedeflemekteyiz. Bu bağlamda özellikle Anadolu’nun ilk imparatorluğu olan Hitit ile bölge civarında yerleşik Miken etkisinde olan toplulukların birbiriyle olan ilişkileri önem kazanmaktadır. Bu bölge her iki grup için de dinamik bir sınır olarak öne çıkmaktadır. İkincisi, Elmalı Ovası’nın uzun süreli çevresel değişimlerine buradaki insan topluluklarının nasıl uyum sağladığı, insanların doğal çevrelerini hangi yöntemlerle nasıl değiştirdiklerini disiplinlerarası yöntemlerle açığa çıkarmaktır. Araştırma odağımızda olan dönemde Yakın Doğu’da ve Anadolu’da çok sayıda kuraklık evresi insan topluluklarını ekonomik ve politik olarak etkilemiştir. Elmalı’daki araştırmalarımızda bu çevresel değişimlerin bölge özelinde nasıl gerçekleştiğini araştıracağız. Üçüncü amacımız ise Elmalı Ovası’ndaki araştırmalarımızı yürütürken Türk ve yabancı öğrencilere saha deneyimi kazandırmanın yanı sıra, aynı zamanda bölge halkının mevcut sorunlarına (özellikle kuraklık ve diğer tarımsal üretim sorunları) çözüm ortağı olarak yaklaşmaktır.

– Hacımusalar Höyük sakinlerinin günlük yaşamı, ekonomik faaliyetleri, konuştukları dil hakkında elimizde ne tür bilgiler var? Geride bıraktıkları herhangi bir yazılı malzeme bulundu mu?

Hacımusalar Höyük’te MÖ 700’lere kadar konuşulan diller hakkında maalesef bilgimiz yok. Bu zaman dilimi öncesine tarihlenen yazılı bir belgenin henüz bulunmamış olması bu sorunun kaynağı. Bu zaman diliminden sonra bölgenin Likya kültürünün bir parçası olduğunu, daha sonra da Pers hâkimiyetine girdiğini biliyoruz. Ardından elbette Helen ve Roma dünyasının bir parçası haline geliyor. Bu süreçlerde Anadolu’nun geri kalanı gibi antik Yunanca konuşulan bir bölgedeyiz.

Günlük yaşamlarında tarım ve hayvancılığı beraber yürüttüklerini düşünüyoruz. Ova’da 1970’lere kadar irili ufaklı yedi gölün varlığını biliyoruz. Arkeolojik dönemlerde de bu göllerin varlığı hem ekonomik hem de ticari öneme sahip olmalı kanaatindeyiz. Sadece gölün sağladığı balık gibi gıda kaynakları değil, gölde yetişen sazlardan gölün sağladığı nemle beraber bölgede yayılan sedir ormanının da yüksek ekonomik değere sahip olabileceğini tahmin ediyoruz. Sonuçta, arkeolojik dönemlerdeki Elmalı sakinlerinin, kısa bir süre öncesine kadar olduğu gibi geleneksel tarım, hayvancılık, orman ürünleri ve ticarete dayanan bir ekonomisi olduğunu düşünmekteyiz.

– Hacımusalar Höyük hangi olay sonucu terk edildi? İnsanlar kaç yıl boyunca burada yaşadılar? İnsanları höyüklerde yaşamak yerine şehirler kurmaya iten şey neydi?

Hacımusalar Höyük’te 6000 yıllık kesintisiz yerleşim süresince olasılıkla bizim henüz tanımlayamadığımız ancak kısa süreli terk edilmeler olmalıdır. Benzerlerinin Osmanlı İmparatorluğu döneminde olduğunu, bölgedeki vergi kayıtlarından anlıyoruz. Bu terk edilmelerin en büyük sorumlusu sıtma hastalığı. Sıtmanın da kaynağı bölgedeki göller. Tarih öncesi ve antik dönemlerde de benzeri sorunların yaşanmış olması çok büyük bir olasılık. Yapacağımız geçmiş çevre araştırmaları bu soruna da ışık tutacaktır.

Höyük, tanımı itibarıyla uzun süreli insan yerleşiminin olduğu yerlerdir. İnsanlar aynı yerde yerleşip yaşamlarını kurduktan sonra ya doğal ya da savaş, afet vb. sebeplerle yıkılan, sona eren yerleşmelerin üzerine daha sonra kurulan yerleşmeler, köyler veya kasabalar nedeniyle sürekli iskân gören yerler giderek yükselmekte, doğal olmayan tepeler oluşturmaktadır. Yerleşim faaliyetleri ne kadar uzun, yerleşen nüfus ne kadar yoğun olursa tepelerin kapladığı alan ve yüksekliği de o derece yüksek olmaktadır.

İnsanların uzun süreler boyunca arazide belirli yerleri tercih etmesinin ardındaki sebeplerden en önemlisi doğal kaynaklara (örneğin su, verimli tarım arazisi, otlaklar, madencilik kaynakları vb.) erişimdir. Hacımusalar Höyük özelinde; çevresi sedir ormanlarıyla kaplı, yapı malzemesi olarak kireçtaşına erişimin kolay olduğu, verimli toprağı ve görece kolay erişebileceği tatlı su kaynaklarına, yabani hayvanları avlayabileceği doğal örüntüye sahip olduğu, kıyı ve iç bölgeleri bağlayan bir ticari hat üzerinde bulunduğu için uzun süre, kesintisiz yerleşmeye sahne olmuştur.

– Arkeolojik kazı çalışmaları günümüzdeki iklim değişiminin olası sonuçları hakkında bize ne anlatıyor?

Holosen Dönem (son 12 bin yılımız) çok çeşitli iklimsel değişimlere sahip olmuş. Özellikle kuraklık evreleri daha yoğun. Tabii insanlığın giderek daha yoğun tarım-hayvancılık üretim modellerine yönelmesi de ani iklim değişimlerini, özellikle kuraklığı, insanlık için daha riskli hale getirmiş. Elmalı Ovası özelinde bu iklimsel değişimlerin niceliğini ve niteliğini henüz bilmiyoruz. Geçmiş iklimsel ve ilişkili çevresel değişimleri detaylarıyla anladığımızda bugünkü iklimsel ve çevresel değişimler, bunlara uyum konularında da önemli çıkarımlar yapabileceğiz. En baştan söyleyebileceğim şudur: Sıcaklık ve yağış desenlerinde görmeye devam ettiğimiz değişimlerin süreceği ve bunların uzun süreli olacağını varsayarak üreticilerimizin ürün gamlarını revize etmeleri, özellikle kuraklığa dirençli ürünleri yetiştirmeyi tercih etmesi hayati öneme sahiptir.

– Höyük halihazırda ziyaretçilere açık mı? Kazılarda çıkarılan buluntular bir müzede sergileniyor mu?

Höyük düzenli ziyaretçiye kapalıdır, çünkü henüz ören yeri statüsüne sahip değildir; gerekli çevre düzenlemesi yapılmamış durumdadır. Arkeolojik çalışmalarımızı sürdürdüğümüz yaz aylarında alanı görmek isteyen herkesi, çalışma saatlerimiz dahilinde olmak üzere kabul ediyoruz. Yakında Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Hacımusalar Höyük’ü ören yeri statüsü kapsamında değerlendireceğini ümit etmekteyiz.

– Höyük’le bağlantılı olan İTÜ Elmalı Saha Okulları’nda yalnızca arkeoloji bölümü öğrencileri mi eğitim alıyor? Antik çağlara ve arkeolojiye ilgi duyan öğrencilere bilgi dağarcıklarını zenginleştirmeleri için neler yapmalarını önerirsiniz?

İTÜ Elmalı Saha Okulları hem ülkemizden hem de yabancı ülkelerden öğrenci kabul etmektedir. Burada öğrencileri hem arkeolojinin yöntemleri hem de disiplinlerarası yöntemlerde eğitiyoruz. Özellikle jeoloji, jeofizik, geomatik mühendisliği, uzaktan algılama, arkeometri, mimarlık tarihi, koruma-restorasyon, iklim ve çevre bilimleri gibi alanlarda yeni nesil bilim insanlarının yetişmesine katkıda bulunuyoruz. Sadece arkeoloji alanından değil, örneğin 2023 sezonunda jeoloji ve mimarlık gibi alanlardan da öğrenci kabul ettik ve yetiştirdik. Bu açıdan ülkemizde yürütülen arkeolojik araştırmalardan belirgin bir şekilde ayrışmaktayız. Arkeolojiye ilgi duyan öğrencilerimize önerim, bizimle temasta bulunmaları ve bizleri sahada ziyaret etmeleridir.

– Arkeolojik bir kazıda disiplinlerarası işbirliği gerekli mi? Mühendisler veya diğer alanlar arkeolojik çalışmalara nasıl katkılar sağlayabilir?

Arkeoloji ülkemizde sosyal bilimler alanında değerlendirilse de tüm gelişmiş ülkelerde artık davranış biliminin (antropoloji) bir parçası olarak değerlendirilmektedir. Temel amacımız insanların belirli bir dönemde neden o şekilde davrandıklarını, bu davranışlara nasıl karar verdiklerini ve bu davranışların beklenen, beklenmeyen sonuçlarının neler olduğunu anlamaktır. Arkeoloji kendisine özgü yöntemleri olmayan, kullandığı tüm yöntemleri başka bilim alanlarından ödünç alıp kendisine uyarlayan bir disiplindir. Bu bağlamda disiplinlerarası araştırmalar arkeolojinin nüvesini oluşturmaktadır. Sadece arkeologları ve yakın alanların uzmanlarını içeren bir ekiple araştırma yapılması mümkün olsa da sonuçları açısından verimli olmayacaktır. O nedenle başarılı bir arkeolojik araştırmanın ekibi farklı bilim alanlarından araştırmacıların katılım sağladığı çalışmalardır. Gururla söyleyebilirim ki İTÜ Elmalı Saha Okulları ve Hacımusalar Höyük Kazısı ülkemizde bu perspektifi en başından oturtmuş, bir elin parmağını geçmeyecek sayıdaki kazıdan birisidir.

– Bir önceki soruyla bağlantılı olarak; İTÜ’nün başarılı olduğu konulardan biri de üniversite-sanayi işbirliğidir. Sizce üniversite-sanayi işbirliği arkeolojik çalışmalara ne tür katkılar sunabilir?

Bu konuda en temel ihtiyacımız malzeme, ekipman geliştirmekte yatmaktadır. Örneğin geçen yıl bir grup öğrencimizle bir fikir/dizayn yarışmasına katıldık. Amacımız arkeolojik araştırmalarda kullanılabilecek bir araç geliştirmeye yönelikti. Umarım üniversite-sanayi işbirliğini bu alanda da hayata geçirebiliriz.

– Yapılan kazı çalışmalarının teknolojiyle beraber daha da kolaylaştığını görebiliyoruz. Günümüzde gittikçe popülerleşen yapay zekâ sizce arkeolojiyi nasıl biçimlendirecek?

Arkeolojide yapay zekâ kullanımı çok önemli. Biraz önce arkeolojinin esasen çeşitli insan davranışlarının neden ve nasıl ortaya çıktığını araştırmaya dayalı olduğunu belirttim. Uzmanlık alanım olan etmen-temelli modelleme, yani çeşitli senaryoların yüksek başarımlı hesaplama yöntemiyle simüle edilmesi yapay zekâdan çok faydalanacaktır. Şimdiden birkaç ülkede bu yöntemlerin birleştirildiğini görüyorum. Dilerim İTÜ olarak Anadolu arkeolojisine bir eşiği daha atlatarak yapay zekâyı arkeolojik araştırmaya entegre eden ilk ekip olacağız.


İTÜ Ayazağa Kampüsü

Rektörlük Binası Maslak-Sarıyer / İstanbul

İTÜ Ayazağa Kampüsü Telefon

0212 285 30 30 (40 Hat)

İTÜ Ayazağa Kampüsü Fax

0212 285 29 10

İTÜ